Müzikal Film Anlatısı Çerçevesinde “LA LA LAND” Filminin İncelenmesi

Yasin Aslan · 19/02/2025

Müzikal filmler dans ve müzik ögelerinin, anlatının merkezinde yer aldığı türlerdir. Sinemanın teknik özelliklerinin cömertçe kullanıldığı, pahalı ve yapılması zor bir tür olarak karşımıza çıkarlar. “Müzikaller hemen hemen bütün ülkelerin sinemaları tarafından –kendine özgü tarzlarla- yapılmış olsalar da türün genel olarak değerlendirilmesi söz konusu olduğunda belirleyici olan yine Hollywood’dur. Bunun bir nedeni, müzikalin pahalı ve gelişmiş teknik olanaklara ihtiyaç duyan bir tür olmasıdır. Bir diğer neden ise "Amerikan gösteri dünyasının –vodvil, varyete, burlesk, Ziegfeld ve sirk gösterileri, caz session’ları, tap dans, vb.- özellikle de yirminci yüzyılın başından itibaren tiyatrolarda sahnelenen müzikallerin biriktirmiş olduğu deneyim ve yaratmış olduğu gelenektir” (Abisel, 1995, s. 181). Bunun son yıllarda en çok ses getiren örneği ise La La Land filmi olmuştur. Damien Chazelle yönetmeliğinde hayata geçirilen film, geçmiş zamanlarda çekilmiş müzikal yapımlara öykünen bir atmosfer sunar.

 Filmin giriş sahnesinde Los Angeles trafiğinde sıkışmış arabaları gördüğümüz sekansla açılır. Fonda radyoda konuşan ve hava durumuyla ilgili bilgi aktaran sunucunun sesi vardır. Kamera arabaların arasında gezinirken bir anda bir kadın şarkı söylemeye başlar. Önce sakin bir tempoyla başlayan şarkı, kadının arabadan inip dans etmesiyle hareketlenmeye ve diğer insanların da eğlenceye katılmasıyla tam bir festivale dönüşür. Filmin başındaki o sakin ve bunaltıcı hava dağılmış, hareketli kamera kullanımıyla birlikte dans eden insanların arasında seyirci keyifli bir gösteriye çıkarılmıştır. Film daha ilk dakikadan itibaren müzikal türün en önemli ögelerinden birisi olan müzik ve dansla kendini hissettirmiş, müzikal filmlerdeki kalabalık dans sahnelerinin başarılı bir örneğini izleyiciye sunmuştur. O hareketlilikten sonra filmin baş kahramanlarından Sebastian’a yaklaşırız ve sona eren müzikle beraber hikayeyebaşlarız. Filmin başkahramanları Mia ve Sebastian trafikte olaylı bir karşılaşma yaşarlar. Filmdeki ilk karşılaşma burada gerçekleşir. Oyuncu olma hayalleriyle yanıp tutuşan ancak sıradan bir kafede kasiyerlik yapan Mia ve kendi caz barını açmak için restoranda piyanistlik yapmak zorunda olan tutkulu bir hayalperest olan Sebastian. Her gün yanından geçtiğimiz, hayalleri ve hayatları arasındaki farkı kapatmaya çalışan, yaşamın sıradanlığını hiç vazgeçmeden sürdürdükleri tutkularıyla renklendiren sıradan olmayan sıradanların hikayesi. “Müzikallerde fiziki şiddete dayalı bir tehdit ya da tehlike söz konusu olmadığından, karakterler hayatta kalma mücadelesi vermekten çok belli bir yaşam tarzını sürdürmeye çalışırlar ve bu durum ortaya daha çok bir meslek aracılığıyla çıkar. Dolayısıyla çevrenin yarışmacı özelliği, her an fırsatları kollamayı, çalışma temposunu düşürmemeyi, azim ve sebatı elden bırakmamayı gerektirmektedir” (Abisel, 1995, s. 218).  Mia ve Sebastian ulaşmak istedikleri hayalleri için birbirlerini tetikleyen iki karakter aynı zamanda. Müzikal filmlerdeki başarıya ulaşma hayali olan başkahraman simgesi burada da kendini gösterir.

Birbirlerine aşık karakterler, ulaşmak istedikleri hayalleri için teşvik edici, umut veren ve hayallerine ulaşmada birbirlerini her anlamda destekleyen insanlar olurlar. Her ikisinin de ulaşmak istedikleri hayallerinin olması ve müzikle ilgilenmeleri bu türün en belirgin özelliklerinden biri olarak filmde kendini gösterir. Hayallerini gerçekleştirmek için gittiği oyuncu seçmelerinden sonra evine dönen Mia, arkadaşlarının bir partiye hazırlandığını görür. Eve mutsuz bir şekilde dönse de arkadaşlarının şarkı söylemeye başlamasıyla birlikte kendisi de şarkı söylemeye ve dans etmeye başlar. Bu esnada kamera kesintisiz bir biçimde sürekli hareket halinde dans edenlerin arasında gezinir. Müzikal filmlerin nişanelerinden kesintisiz ve uzun plan sahneler burada da kendini gösterir. Renkli dekorlarla süslenmiş, estetik ve gösterişli danslar göze çarpar. “Mia’nın kız arkadaşlarının partiye hazırlanmaları Grease(1978) ile Batı Yakasının Hikayesi filmlerinden alıntıdır. Üstelik La La Land filminin baş karakterinin adı Batı Yakasının Hikayesi filmindeki Maria’nın adını çağrıştıran Mia’dır”(Okumuş, 2017, s. 326). Daha sonra Mia arkadaşlarıyla partiye gider. O sahnede Mia her ne kadar arkadaşlarıyla parti de eğlenceli danslar edip güzel vakit geçiriyor gibi görünse de herkesten uzaklaşıp yalnız kalmak isteğiyle girdiği odada kendi kendine söylediği hüzünlü şarkıyla anlarız ki içinde hissettiği hayal kırıklığı baskın gelmektedir. Sahne geçişlerinde kullanılan renkler ve Los Angeles'In gece mavisi ışıkları bu hissi hakkıyla seyirciye geçirir. Sokakta tek başına yürümeye başladığı sırada bir kapını arkasından gelen müziğe kapılıp içeriye girer. Sebastian piyanoyla etkileyici bir parça çalmaktadır. Bu sahnede Mia’da olduğu gibi her yer karanlık olur ve ışık sadece Sebastian’ın üzerine vurmaktadır. Bu yöntemle zamanda kırılmalarla müzikal filmlerdeki kaçış anı yaratılmaktadır. Sebastian ve Mia birbirlerini fark etmişlerdir ancak Sebastian işten kovulduğunu öğrendiği o gece Mia’yla ilgilenmez ve gergin bir şekilde restorandan ayrılır. Bir süre sonra Sebastian ve Mia bir partide karşılaşıp birbirlerini tanımaya çalışırlar. Tesadüfler ardı ardına gelerek Mia ve Sebastian'ı yaşanmakta olacak olan aşkın içine sürükler. Parti çıkışı mavi mor tonların hakimolduğu bir günbatımında birlikte şarkı söylemeye ve dans etmeye başlarlar. Şehrin ışıklarını gören manzaralı bu yerde, hissettikleriyle ayakları yerden kesilircesine dans eden çift için her şey masalsı ve çok güzeldir ama Mia ve Sebastian şarkı sözlerinde bunun tam aksini ima eden şeyler söylerler. Müzik ve dansın etkisiyle senkronize bir biçimde dans ederken sözlerin duruma böyle ters düşmesi, gerçeği gizleyen bir araç olarak bize sunulur. Mia ve Sebastian dans ve beden hareketleriyle bize gerçek duygularını hissettirirler. Hayallerini birbirleriyle paylaşan bu ikilinin arasındaki ilişki dans ve müzikle ileri bir boyuta taşınmıştır.  Filmde zamansal ve mekânsal atlamalarla hızlı geçişler sağlanmış, filmde müzikal anlatı ve romantik aşk anlatısı bir arada kullanılmıştır. Müzikal filmlerde dans, müzik ve sözün duyguların en yüksek dozda yaşandığı yerlerde uyumlu bir biçimde kullanılması bu filmde de karşımıza çıkar. Sinema salonundan çıkıp müze benzeri bir yere geldiklerinde birbirlerine karşı duydukları aşkın en yoğun yaşandığı anlar sahnelenmeye başlar. Birbirlerine olan aşklarını müzik, dans ve sözlerle görsel bir şölen halinde sunarlar. Mia ve Sebastian bu sahnede muhteşem efektler, dekor ve estetik bir görüntüyle el ele göğe doğru yükselirler. Müzikal anlatıdaki zirve burada yaşanır. Müzikal filmlerdeki kaçış anı burada kendini çok belirgin bir biçimde göstermiştir. “Dyer’a göre, eğlence tanımlarında yer alan bir “kaçış” ve onunla birlikte “arzuların gerçekleşmesi” hali, ütopyacılığın işaretidir. Eğlence, kaçıp ulaşılabilecek “daha iyi bir şey” imgesi ya da günbegün yaşamın sağlamadığı, derinden istediğimiz bir şeyler sunmaktadır. Seçenekler, umutlar, istekler ve “işler daha iyi olabilir” duygusu, bunlar ütopyanın malzemesidir. Ancak can alıcı nokta eğlencenin ütopik dünya modelleri sunmamasıdır” (Abisel, 1995, s. 186). Bu özelliğiyle müzikal filmler ilk yapılmaya başladığı yıllardan beri insanları eğlendiren, boş zaman geçirmek için izlenilen, günün ve zamanın stresinden insanları uzaklaştırmak için yapılan filmler olarak görülmüş, birçok sinema yazarı tarafından da ciddiye alınmayan ve küçümsenen bir tür olmuştur. “Manvell’e göre müzikaller Hollywood’un en tipik örnekleri olup, çok özgün bir “fantezi patlaması” niteliği taşırlar” (Abisel, 1995, s. 184). Bunu ahlaki ciddiyet, yüksek kültür ve gerçekçiliğin karşısına yerleştirir. “DeNitto’ya göre ise şarkı ve dans numaraları müzikalleri türlerin en yapayı haline getirmekte; bir kısım film bu durumu inandırıcı kılmak üzere karakterlerini gösteri dünyasından seçmekte, öyküleri onların yaşantısı üzerine inşa etmektedir. Ancak burada da seyircinin bu kişileri yaşamlarının her anında şarkı söyleyip dans edecek teşhirciler olarak kabul etmeleri gerekmektedir” (Abisel, 1995, s. 184). Mia ve Sebastian artık beraber yaşamaya başladıkları evreye geçiş yapmışlardır. Artık bir arada olmanın verdiği mutluluklarını yaşamaya başladıkları ilk zamanlarda Sebastian’a eski bir arkadaşı tarafından iş teklif edilir. Hayallerini gerçekleştirmek için bu teklifi kabul eder. O esnada Mia da sahnelemek istediği oyununu yazmaya başlar. Sebastian araya mesafelerin girdiği turnelere çıkar ve Mia ile artık eskisi gibi yakın değillerdir. Eve döndüğü bir akşam Mia ile yemekte tartışırlar. Bu tartışmanın üstüne Sebastian, bir de Mia’nın sahneleyeceği ilk oyununa gitmeyi unutunca bu bardağı taşıran son damla olur. Film ne kadar klasik anlatı kalıpları içerisinde ilerlese de romantik aşk anlatısı da kendini rahatça hissettirir. Film de sevgilisinden ayrılıp oyunculuk seçmesinden sonra Paris’e gidecek olan Mia’nın başarıya ulaşacağından neredeyse eminizdir. Sebastian ise hayalleri için ne kadar da sevmediği bir işte çalışsa da biriktirdiği parayla kendi caz barını açmayı başarmıştır.

Film daha önce çekilmiş müzikal filmlerin biçemini örnek alır ve danslarıyla, şarkılarıyla kendinden öncekilere öykünür. Pastişler zamanımızla ilgili bir şeyleri dile getirmeli ki anlamını bulabilsin ve etkili bir kullanım örneği sergileyebilsin. Film bunu yeterince yerine getiremiyor ve bunun getireceği alaycı, eleştirel, dile ulaşamıyor. Filmin içtenliği tüm bunların önüne geçen bir şeye dönüşüyor. Eğer filmle ilgili hayal kırıklığı yaratan bir taraf varsa bunları söyleyebiliriz. Genelde mutlu sonla biten müzikal filmlerin aksine buradaaşıklar birbirlerine kavuşamamıştır. İkisi de kendisine ait yeni yaşamlar kurmuşlardır. Her ne kadar bu böyle olsa da filmin sonunda birbirlerine son kez attıkları bakıştan da anlarız ki hala aralarındaki aşk bitmemiştir. Ancak yine de film bize Mia ve Sebastian evlenseydi neler olurdu fikriyle mutlu bir son sunarak aslında müzikal kalıpların dışına çok çıkmadan alternatif ve tatmin edici, umut verici bir hayali son sunar. Bu iki alternatifli son ve genel anlatım dilimüzikalle beraber türler arası geçişlerin olduğunu göstermiş olur. Film bunu yaparken bütünselliği bozmadan, geleneksel anlatıya sadık kalarak müzikal filmi yeniden yorumlayan güzel bir tarz elde ediyor. Kendinden önceki müzikal filmlere öykünmesiyle, peş peşe sıralanan görkemli dans sahneleriyle, yansıttığı şehir imgesiyle, klasik anlatı yapısıyla, ana hatlara sadık kalarak türler arası yaptığı geçişlerle ve müzikallerde alışık olmadığımız iki alternatifli sonuyla La La Land, modern ve başarılı bir müzikal film örneği olarak seyircinin karşısına çıkıyor.

 KAYNAKÇA

Abisel, N. (1995). Popüler Sinema ve Türler (1. Baskı). İstanbul: Alan Yayıncılık.
 Okumuş, F. (2017). La La Land Filminin Metinlerarası Evrende Göğe Yükselişi. Selçuk İletişim, 10 (1): 320-334